Eğitim-Sen: 1000 Gün Görev ve Eğitim Tasfiye

Türkiye’nin eğitim sistemi, son yıllarda köklü bir değişim sürecine girdi. Bu dönüşüm, sadece müfredat veya uygulamalı derslerle sınırlı kalmayıp, temel eğitim ilkesinden öğretmen istihdam şekillerine, eğitim politikalarından eğitimin içeriğine kadar geniş bir yelpazede etkilerini gösteriyor. Bu süreçte, çocukların güvenliği, öğretmenlerin hakları ve eğitimde eşitlik gibi hayati konular, maalesef geri planda kalıp, ideolojik ve politik motivasyonların gölgesinde şekilleniyor.

Türkiye’de eğitim sistemi, köklü bir yapısal dönüşüm içerisine girmiş durumda. Bir yandan yeni müfredat ve öğretim yaklaşımlarıyla çağın gereklerine uyum sağlama iddiası öne çıkarken, diğer yandan ise bu değişikliklerin temel hak ve özgürlükleri, özellikle de laiklik ilkelerini nasıl koruyacağı sorusu gündemde yeniden yer alıyor. Eğitimde ideolojik yaklaşım ve dini referansların, bilimsel gerçekliklerle çatıştığı noktalarda ciddi endişeler doğuyor. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve ailelerin bu süreçteki hakları ve güvenliği gözetilmiyor gibi görünüyor, çünkü uygulamalarda sık sık keyfi kararlar ve dayatmalar söz konusu oluyor.

İdeolojik ve Dini Etkileşimler Hedefte

Son yıllarda gerçekleştirilen reformlar ve değişiklikler, eğitimde laiklik ilkesine zarar verecek noktaya hızla ilerliyor. Tercih edilen politikalar, dini öğeleri müfredatın merkezine yerleştirerek, bilimsel ve laik eğitimin temel prensiplerini aşındırıyor. Bu durum, özellikle genç neslin eleştirel düşünce ve bilimsel bilgiye erişimini engeller hale geliyor. Ayrıca, dini referansların eğitimde ön planda tutulması, eğitim sürecinin seküler niteliğini zayıflatırken, yurttaşlık bilincini ve çok kültürlü yapıyı da tehdit ediyor.

Meşhur MESEM Uygulamaları ve Çocuk İşçisi Kaygıları

Geliştirilen Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezleri (MESEM) modelleri, gençleri meslek sahibi yapma amacı taşırken, uygulamada ciddi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu merkezlerde özellikle çocuk işçiliği riski, düşük ücret politikaları ve sözleşmeli istihdam gibi olgular, ciddi hak ihlalleriyle bağlantılı hale geliyor. Öğrenciler, teorik eğitim yerine daha fazla uygulama aşamasına bırakılıyor ve bu da onların güvenliği açısından risk oluşturuyor. Öğrenci hakları ve eşit işe eşit ücret prensipleri ise, bu uygulamalarda maalesef göz ardı ediliyor.

Eğitimde Çocuk Hakları ve Güvenlik Endişeleri

Öğrencilerin güvenli ve özgür bir öğrenme ortamında yetişmeleri temel insan haklarından biridir. Ancak, yeni uygulamalar ve politikalar, bu temel hakların gözetilmemesine neden oluyor. Özellikle, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller, manevi danışmanlıklar ve Diyanet’in eğitimdeki artan rolü, laik eğitime ciddi tehditler oluşturuyor. Bu, öğrencilere dini referanslar üzerinden yönlendirme yapılmasına ve bilimsel müfredatın içeriğinin bozulmasına yol açabilir. Öğrencilerin eleştirel düşünme ve bilimsel merakları ise, bu uygulamalar sayesinde zayıflıyor.

Pedagojik Niteliklere Duyulan Güvensizlik ve Öğretmen Hakları

Öğretmenler, eğitim sisteminin temel taşıdır ve onların pedagojik niteliklere uygun olması gerekmesine rağmen, yeni düzenlemeler, çoğu zaman bu nitelikleri taşımayan kişilerin eğitim ve rehberlik yapmasına imkan veriyor. Bu ise eğitim kalitesini düşürürken, öğrencilerin gelişimini olumsuz etkiliyor. Ayrıca, sözleşmeli, geçici ve düşük ücretli öğretmen istihdamı, mesleğin saygınlığını zedelerken, öğretmenlerin motivasyonunu kırıyor. Öğretmenlik mesleği, kariyer güvenliği olmayan, istikrarsız bir alan haline dönüşüyor.

Toplumsal Direnişler ve Hak Mücadeleleri

Türkiye’de eğitim alanında yaşanan bu karmaşık süreçlere karşı çeşitli toplumsal tepkiler yükseliyor. Eğitim emekçileri, bilim insanları ve veliler, eğitimde adalet ve eşitliğin sağlanması için seslerini duyuruyor. Bilimsel verilere dayalı kararlar alınmalı ve eğitim politikaları, yurttaşların ortak iradesi ile şekillenmelidir. Ayrıca, anadilinde eğitim ve çok kültürlü yaklaşım, toplumun tüm kesimlerinin eşit haklara sahip olması açısından büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, karma eğitim ilkesi ve temel haklar, korunması gereken en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor.

Geleceğe Yönelik Umut ve Riskler

Gözler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın politikaları üzerindeki dengeye çevrilmiş durumda. Eğitimde laiklik ve bilimsel gerçekliklerin korunması, öncelikli hedef olmalı. Ancak, mevcut uygulamalarda, norm kadrolar ve öğretmen istihdamı politikaları, sistemin sürdürülebilirliğini tehdit edebilecek boyutlara ulaşmış durumda. Öğrencilerin güvenli ve destekleyici öğrenme ortamına erişimi engellenirken, özgür düşünce ve eleştirel yaklaşım ise erozyona uğruyor.

Bunun çözümü, düzenli ve şeffaf eğitim politikaları, katılımcı karar alma mekanizmaları ve bilimsel temelli uygulamaların yerleştirilmesini gerektiriyor. Eğitimde başarı, politika değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak iradesiyle şekillenen, hakkaniyetli ve özgürleştirici bir eğitim paradigmını benimsemekle mümkün olur. Bu noktada, eğitim emekçilerinin haklarına saygı, öğrenci hakları ve bilimsel doğruların ön planda tutulması sağlanmalı; aksi takdirde, eğitim sisteminin sürdürülebilirliği tehlikeye girer ve toplumun ilerlemesi durma noktasına gelir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın